Olduğum Gibi

İçimden Geçerek

Baharın Doğuşuyla

Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç? Olduğun gibi uyanırsın. Süslemeden. Unutmadan. Bir şey olmaya çalışmadan… Sadece yeniden. Sadece içinden geçerek. 2 Nisan. Rüzgar yine camın önünde kıpır kıpır. Takvimin yaprağı havalanıyor sanki…

Bugün doğum günüm. Ve ben buradayım. Olduğum gibi. Tüm yaşanmışlıklarımla, eksiklerimle, tutunduğum ne varsa onlarla beraber. Ne kutlamaya ihtiyaç duydum, ne de sessiz kalmaya. Bu bir varoluş. Kimseden değil. Kendimden yana. Bu yıl kendimleyim. Ve bunu öylece geçip giden bir gün gibi değil, içimden geçen en derin karar gibi yaşıyorum. Hayat denen bu yolda yürüdüm. Her yıl biraz daha yukarı çıktım. Sebebini bilmeden bazen, sadece gitmem gerekiyormuş gibi. Sanki bir eşiğe ulaşınca bir şey tamamlanacakmış gibi… Ve şimdi? Ritmimi değiştiriyorum. Artık hız değil, derinlik peşindeyim. Dışarıdan içeriye, daha sadeye, daha kendime. Zaman geçti. Ve ben her geçişte biraz daha fark ettim kendimi. Her yıl, her dönemeç…

Bir iz bıraktı içimde. Bazen hızlı koştum, bazen sadece durup etrafı izledim. Ama hiç vazgeçmedim. Sadece bazı şeyleri artık daha az sesle, daha çok kalple karşılamayı öğrendim. Bu yıl, o sessizliğin içinden şöyle bir cümle çıktı içimden: “Ben bu hayata neden geldim?” Yaş almak değil bu. Yaşanmışlıkların içinde kendine dair bir anlam bulmak. Bu yıl önce kaybettiklerimi düşündüm. Bir eksilme gibi değil… Bir ağırlık gibi de değil… Sanki göçüp giderken, toprağa birer tohum bırakıp gittiler. Ben şimdi o toprağın başındayım. Kimi zaman gözyaşıyla suluyorum o tohumu, kimi zaman sadece susarak bekliyorum. O tohumlar büyüdü, büyüyor. Ben ne yaptıysam, onların bıraktığı anlamla yaptım. Kimse görmese de… Ben bu yıl bir yerde durdum. Öyle büyük bir meydanda değil… Kendi içimde, kimsenin bakmadığı bir köşede. Ve bir şey oldu orada: Ne yürüdüm, ne kaçtım, sadece orada kaldım. Bazı duruşlar bağırmaz. Bazı duruşlar sessizdir ama sarsar. Çünkü o duruş, kimse için değil, kendine sözünü tutmaktan ibarettir. Ben bu yıl hiçbir yere yetişmek istemedim. Ama hiçbir yerden geri de çekilmedim. Ne birinin kucağını aradım, ne de bir kalabalığın ilgisini. Sadece içimde bir yer vardı. Sessiz, sağlam, sade. Oraya döndüm. Ve orada kaldım. Yalnız kaldım. Ama yalnızlık bu defa bir kayboluş değil. Bir sadeleşme. Bir durma. Kendime dokunmaya yer açma hali. Çünkü yıllardır bir şeyleri tutmaktan, kendime dokunmayı unutmuşum. Bu yıl dilek tutmadım. Çünkü hiçbir dilek, içimdeki boşluğa denk düşmedi. Bu yıl sadece olduğum gibi kalmak istedim. Ne eksik, ne fazla. Sade. Olduğum gibi. Bir ilkbahar sabahı güneşle uyandın mı hiç? Sanki içinden biri uyanır da ses çıkarmaz… sadece göz kırpar gibi. Ben bir bahar çocuğuyum. Ama artık bağırmıyorum. Kendime sesleniyorum. Toprakla, suyla, baharın doğuşuyla yeniden filizleniyorum. Artık farkındayım: Hayatta birçok şeye adil davrandım ama en büyük adaletsizliği kendime yapmışım. Ben bu evrende, toprağı sulayan bir damlayım. Toprağa akan, içine akan… Ama önce kendime akmam gerekiyormuş. Bu yüzden kendimden özür diliyorum. Ve önce kendimi suluyorum. Ve şimdi… Baharın doğuşuyla, toprağın üzerine sessizce uzanıyorum. Ne fırtına bekliyorum, ne güneşin göz alıcı parıltısını. Sadece rüzgarı dinliyorum. Çünkü bazen sadece rüzgar bilir, insanın içinden geçenleri. Günün ilk saatlerinden itibaren bir mesajla, bir sözle, bir duayla bu günü birlikte kutlamak isteyen tüm dostlara kalbimle teşekkür ederim. Her cümlesiyle yoldaş olanlara, adımı içinden geçirenlere, sessizce hatırlayanlara… İyi ki siz. Ama bu yıl, bu doğum gününü her şeyden önce kendi varoluşumla kutluyorum. İçimdeki duruşla, sade ve derin bir “ben buradayım” hissiyle. Bugün kendime “iyi ki” dedim. Ve oradan usulca, size de.